Neden Kanal B ?


Neden Kanal B ?

Bu sorunun kısa, açık ve kesin bir yanıtı, 1998 yılından buyana Başkent üniversitesi, İletişim Fakültesi'nin oluşudur. üniversitemiz kurulurken kararlaştırılan ilk fakültelerden biri de iletişim fakültesiydi. Bu fakültenin varlığı, medya kurumlarımızın varlığına ana nedendir. Eğitim anlayışımıza göre, "yaparak öğrenme" yöntemi, özellikle kimi bilgi alanlarında olmazsa olmaz kesinliktedir. Eğitim anlayışımızdaki uygulamalı sistem için radyo, televizyon, gazete ve dergilerin bu fakültenin "eğitim araçları"ndan olması mutlak bir gerekliliktir.

Yaparak öğrenme, yalnızca deneme yanılma yöntemiyle öğrenme değildir; bir ustanın, bir meslek erbabının yanında, deyim yerindeyse usta-çırak ilişkisi içinde öğrenmektir. İletişim eğitimi tıp eğitimi gibidir bir bakıma... Tıp öğrencisi, hocası hekimin yanında, belirli bir hazırlıktan sonra, hastasının başında, bizzat uygulamada öğrenir hekimliği. İletişim de, belirli bir hazırlıktan sonra, belirli bir iletişim ortamında, (medyasında), iletilecek bilginin güncel akışı ve anlamı ile, yaşamın ritmi içinde, belirli bir mesajı alıcıya iletirken öğrenilir.

İletişim, içindeyken öğrenilen bir bilgi, bir hünerdir. öğrencisine yol gösteren bir iletişim ustasının çalışması, eğer göstermelik bir iş ya da başka deyişle "yapmış olmak için yapmak" değilse, insanı, toplumu, dünyayı ilgilendiren evrensel bir anlam taşır. Demek ki, iletişim fakültesiyle birlikte medyayı tasarlamak, daha başında medyanın ulaştığı evrensel ölçülerde yayın yapmayı tasarlamak anlamına gelmektedir. Bu da, üniversite olmamızın anlamıyla birebir örtüşür; ancak elbette ki üniversite anlamıyla örtüşen boyutu yalnızca bununla sınırlı değildir.

Unutmamalı ki, televizyon ve radyo bilimsel ve teknik devrim ürünüdür. İcadını fizik, elektrik ve elektronik mühendislik bilgileri sağlamıştır. Bu demek, birçok bilim disiplinin biraraya gelerek oluşturduğu sentez bir bilginin ürünüdür televizyon ve radyo. Yaygınlaştığında da dünyayı değiştiren bir icat olduğu ise tartışılmaz. O halde, bilimsel-teknolojik bir aracın, bilimsel bilginin ürettiği bir aracın, toplumsal gelişme ve çağdaş uygarlık yolunda ilerlememizde bir ışık olmasından daha uygun ne olabilir? Dahası, bu amaç için bir "nimet" sayılmalıdır bu araç.

İletişim adlı bilgi disiplininin çağa damgasını vuran öneminden kimse kuşku duymuyor. Ama, etki gücünün yanlış kullanımı sonucu insanı tembelliğe ittiği, çalışmayı ve üretimi engelleyen bir eğlence aracına dönüştüğü yönündeki haklı eleştirilerle karşılaşmaktadır. Bilimsel bilginin ürünü bu icat, başka ve yepyeni bilimsel bilgi sentezleriyle zihnin yeni bir güç alanı ve yaşamın yeni bir iyileştirme aracı olabilir pekala. Bu denli etkin, hassas ve güçlü aracın ehil olmayan ellerde ne denli zarar verici bir güç olduğunu tartışmak bile gereksizdir; artık herkes bu gerçeği çok iyi görmektedir.

Kurduğumuz Kanal B, Radyo Başkent ve Başkent Haber Ajansı'nın, eğitim anlayışımızın bir uygulaması olarak doğmuş olması, örgün eğitimle sınırlı basit bir işlev değildir. Bu medya kurumları da bütün televizyon kanalları, bütün radyolar, bütün haber ajansları ile temelde aynı ilkelere bağlıdır ve aynı işlevi üstlenmektedir. Anlayışımıza göre, bu evrensel bir işlevdir. Dahası, bu işlevi üniversiteye yakışır yaratıcı bir anlayışla sürdürmek, kurduğumuz bu kurumların varlık nedenidir.

Kanal B, yayın yaşamına Atatürk'ün "benim asıl doğum günüm" dediği 19 Mayıs'ta, "haber ve bilgi kanalı" kimliğiyle başlamıştır. Kanal B, kendisini "haber ve bilgi kanalı" olarak tanımlamakla, işlevini, farklılığını, anlamını, amacını ve sorumluluğunu kesinlemiş olmaktadır. "Bilgi kanalı" olması, üniversitenin bir yandan eğitim ve öğretim yaparken diğer yandan toplumsal ilerleme ve kültürel gelişme için yeni düşünceler, yeni yollar ve yeni tasarımlar ortaya koyması, bunları geliştirmesi ve toplumla paylaşması yönündeki asli göreviyle bağdaşmaktadır.

"Haber kanalı" niteliğine gelince...

Haber vermenin ve haber almanın yaşamımızın kurucu öğesi olduğu bilindiği gibi, bu işlemin dakik ve sağlıklı olmasının yaşamsal önemi de tartışılmazdır. Doğru haber vermek, öncelikle haberi doğru almakla, karşıtlıklar içinde doğrulamakla mümkündür. Haberi, toplumun ve bireylerin haklarını gözeterek vermek, şeffaf ve yalın bir biçimde belirlenmiş ilkeler doğrultusunda haberi oluşturmak, alfabetik kuraldır. Habercinin misyonu, haber alıcısına doğruluğun güvenini de vermektir aslında. Haberci kimliğini güven kavramı üzerine kurarak sürdürmek ise, toplumsal açıklığı sağlayacak, bunun sonucu kamusal bir kurum olarak haber kanalına vazgeçilmezlik kazandıracaktır. Güven vermeyen bir haber de, haberci de, bazen doğru haber verse bile, toplumsal iletişimin sağlıklı devamını engeller. Sonuçta haberci de, kamu da, birey de kaybeder; haberci saygınlığını, toplum sağlığını, birey umudunu ve inancını yitirir. Haber, kendi başına, bağımsız bir olay ve olgu süreci değildir. Haber bilgidir, haber dildir; bakış açısıdır, dünyayı kavrama hüneri ve görgüsüdür. Görünenin altında yatan bilgi, haberin üzerinde durduğu kaidedir. Dahası, haber ve bilgi ayrılmaz bir bütünlüktür.

Medya, binlerce bireysel emeğin kolektif uyumu ve dakik bileşimiyle çalışan bir toplumsal güçtür. Toplumun kurucu güçlerinin en önemlilerindendir. İşinin yapısını belirleyen, meslek ilkeleri ve hem genel hem de mesleki etik kurallardır. Bunların ihlali, aslında herşeyin ihlalidir. Tüm toplumsal yapının biçimsiz, anomik ve kaotik bir hal alması, yurttaşlarda anlam ve bilinç bulanıklığı, toplumsal bağın ve güvenin yitimi, çalışmanın anlamsızlaşması, insan zekasının hile ile sınırlanması, sonuçta uygarlık yolunda toplumsal ilerlemenin dumura uğraması demektir. İşte, bu denli hassas, etkili bir toplum kurucu olduğu içindir ki, medya büyük bir toplumsal güçtür.

İnanıyorum ki, yalnızca Başkent üniversitesi'nin medya kurumları değil, Türkiye'nin diğer tüm medya güçleri de, her türlü imkanı kullanarak, ülkemizin, başkalarına gereksinim duymaksızın, çağdaş uygarlıktaki üstün yerini alması için önemli katkılar sağlayacaklardır.

Prof.Dr. Mehmet HABERAL

Başkent üniversitesi Kurucu Rektörü



Açılan Reklam Alanı