Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Barış Pınarı Harekatı'na ilişkin, "Harekatımızı sonuna kadar götürmekte kararlıyız. Başladığımız işi bitireceğiz. Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez." dedi.

Konuşmasına tüm katılımcıları selamlayarak başlayan Erdoğan, "Anavatanımızdan ayrı tutmadığımız can Azerbaycan'a hoşgeldiniz diyorum. Zira biz burada kendimizi misafir gibi değil, evimizde gibi hissediyoruz." diye konuştu.

Merhum Bahtiyar Vahapzade'nin "Dinimiz bir, dilimiz bir, ayımız bir, ilimiz bir, aşkımız bir, yolumuz bir, Azerbaycan-Türkiye" ifadelerini aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz iki ayrı devlet olsak da aynı milletin evlatlarıyız, bunun için her fırsatta 'Biz iki devlet, tek milletiz.' dedik, diyoruz. Şimdi tabii yapılacak Türk Konseyi'nde bunu biraz daha geliştiriyoruz, diyoruz ki '6 devlet, tek milletiz'. Azerbaycan'ı olduğu gibi Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ı da kendimizden ayrı görmedik, görmüyoruz. Türkistan coğrafyası bizim ata yurdumuz, ana ocağımızdır. Hepimiz aynı dili konuşan, aynı dine inanan, tarihi, kültürü, medeniyeti bir, 300 milyonluk çok büyük bir aileyiz. Kazak, Kırgız, Özbek, Tacik ve Türkmen kardeşlerimizin de Türkiye'ye aynı nazarla baktıklarını, ülkemizi kendi evleri gibi gördüklerini biliyorum. İnşallah bu toplantımızın aramızdaki muhabbet ve kardeşlik bağlarını daha da perçinleyeceğine inanıyorum."

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Türk İş Konseyi'ni program dolayısıyla tebrik eden Erdoğan, toplantıya teşrif eden katılımcılara şükranlarını sundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dünya Türk İş Konseyi Buluşması'nın Türk dünyasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin artmasına vesile olmasını diledi.

Sınırların ve mesafelerin anlamını yitirdiği, dünyanın giderek devasa bir köye dönüştüğü bir dönem yaşandığına işaret eden Erdoğan, globalleşmeyle eş zamanlı şekilde bölgesel iş birliğinin, küresel siyaset ve ekonomideki ağırlığının da giderek arttığına dikkati çekti.

Erdoğan, aynı coğrafyayı paylaşan, aynı ortak kültür ve tarih havzasından beslenen, aynı dili konuşan milletlerin müşterek platformlar ve projeler zemininde daha fazla bir araya geldiğini gördüklerine değinerek, şöyle devam etti:

"7'nci zirvesini yapacağımız Türk Konseyi, Türk dünyası olarak son dönemde bu yönde hayata geçirdiğimiz en kritik iş birliği mekanizmasıdır. Merhum İsmail Gaspıralı'nın 'Dilde, fikirde, işte birlik' diyerek bütünleşme ideali tam bir asır sonra Türk Keneşi'nde adeta gerçeğe dönüşmüştür. Kısa süre önce Özbekistan'ın tam üyeliğiyle konsey daha da güçlenmiştir. Son olarak Macaristan'ın gözlemci üye olarak Türk Keneşi'ne katılması ise örgütün geleceği bakımından çok önemli bir kazanımdır. Bu sene 10'uncu yaşını kutlayan Türk Konseyi'nin Türkmenistan'ın da tam üyeliği ile merkezi konumunu pekiştireceğine inanıyorum. Amacımız ve arzumuz tek bir kardeşimizin, tek bir soydaşımızın dahi dışarıda kalmadığı güçlü, kuşatıcı ve kapsayıcı bir yapıyı tesis etmektir."
"İş adamlarımız ticari ve ekonomik ilişkilerimizin alperenleridir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 300 milyonluk Türk dünyasının içinde barındırdığı muazzam potansiyeli ancak bu şekilde tam manasıyla hayata geçirebileceğini vurgulayarak, "Bu potansiyeli kullanma noktasında 15-20 yıl öncesine göre gerçekten büyük mesafe aldık ancak iş dünyasının lokomotif rolünü oynamadığı her proje akim ve eksik kalmaya mahkumdur. Çünkü iş adamlarımız ticari ve ekonomik ilişkilerimizin alperenleridir. Siyasi ve kültürel ilişkiler ticari iş birlikleriyle tahkim edildiği, desteklendiği müddetçe krizlere, şoklara karşı direnç kazanır." ifadelerini kullandı.

Bu nedenle iş dünyasını bir araya getiren çalışmalara büyük önem verdiklerine dikkati çeken Erdoğan, "Bir taraftan ikili ticaretimizin önündeki engelleri kaldırırken diğer taraftan da ortak ulaşım projeleriyle ülkelerimiz arasındaki mesafeleri kısaltıyoruz. Önümüzdeki dönemde sizlerin rekabet gücünü artıracak çalışmalara öncelik vermeyi sürdüreceğiz." diye konuştu.

Erdoğan, Türk dünyası olarak hem kendi içinde hem de dünyanın farklı ülkelerine göç verildiğini, bu göçlerin farklı sebepleri olduğunu dile getirdi.

Türkiye'nin 1960'lardan itibaren vatandaşlarını yurt dışına işçi olarak gönderdiğini, son yıllarda ise komşu coğrafyalardan çok ciddi göç almış bir ülke olduğunu anlatan Erdoğan, halihazırda 6,5 milyon Türk vatandaşının başta Avrupa olmak üzere çeşitli ülkelerde hayatlarına devam ettiğini söyledi.

Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da yaşayan Türkiye kökenli insan sayısının 20 milyonun üzerinde olduğunun tahmin edildiğini aktaran Erdoğan, "Batı Trakya'dan Doğu Avrupa'ya kadar pek çok yerde hala bir asır önce bıraktığımız kardeşlerimiz bulunuyor. Türk cumhuriyetlerinden de kendi vatanlarından uzakta yaşayan 10 milyonlarca kardeşimiz, bir başka ifadeyle diasporamız var. Değerli dostum İlham Aliyev'in dediği gibi 'Bir milletin iki diasporası olmaz'. Biz Kazak, Özbek, Türkmen, Azeri, Kırgız, Tatar, Çerkez, Ahıska, Çeçen tüm kardeşlerimize Türk diasporasının doğal bir üyesi nazarıyla bakıyoruz." ifadelerini kullandı.
"Yurt dışına giden girişimcilerimizin oranı giderek artıyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ailesinin rızkını kazanmak için geçici olarak yurt dışına giden insanların önemli bölümünün zaman içinde bulundukları ülkelerde kalıcı hale geldiklerini anımsatarak, şunları kaydetti:

"Bu insanlar anavatanlarıyla bağlarını hiçbir zaman koparmadılar fakat geleceklerini kendi ülkelerinde değil, göç ettikleri yerlerde görmeye başladılar. Yurt dışına giden insanlarımız arasında artık sadece işçiler değil, doktorlar, siyasetçiler, akademisyenler, bakanlar hatta bulundukları şehirleri yöneten belediye başkanları var. İrili, ufaklı, ayrıca doğrudan iş kurmak, yatırım yapmak, ticari faaliyette bulunmak gayesiyle yurt dışına giden girişimcilerimizin oranı da giderek artıyor. Şu anda içimizde bu tür arkadaşlarımız, kardeşlerimiz var. Başarılarıyla göğsümüzü kabartan bu kardeşlerimizin her türlü imkansızlığa rağmen ulaştıkları konumlardan gurur duyuyoruz."

Erdoğan, Türkiye'nin Türk diasporasını daha da güçlendirmek için elinden geleni yaptığını ve yapacağını belirterek, bu amaçla Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluk Başkanlığının kurulduğunu hatırlattı.

DEİK bünyesinde kurulan Dünya Türk İş Konseyinin de Türk diasporasının ekonomik ve ticari potansiyelini hayata geçirmeyi amaçlayan bir diğer önemli proje olduğunu vurgulayan Erdoğan, ekonomik bakımdan kalkınmış ve yaşadıkları ülkenin sisteminde güçlenmiş bir Türk toplumunun anavatana daha çok katkıda bulunacağını söyledi.
Yurt dışında yaşayan müteşebbislere çağrı

Dünya Türk İş Konseyinin ülkesine ve kökenine bakmadan yurt dışında yaşayan tüm Türkler için referans ve buluşma noktası olduğunu kaydeden Erdoğan, "Bu çatı, anavatan sevgisinin merkeze alındığı, herkesi kucaklayan, kuşatan, hiç kimseyi dışlamayan bir yapıdır. Dünya Türk İş Konseyini, ülkemizdeki diğer Türk dernekleri ve kuruluşlarının rakibi olarak değil, tam tersine onları destekleyen, onlara her türlü istişare fırsatı sunan bir platform olarak görüyoruz. Yurt dışında yaşayan tüm müteşebbislerimizi, Dünya Türk İş Konseyine üye olmaya davet ediyorum." çağrısında bulundu.

Dünya Türk İş Konseyi Başkanı ve yönetiminden de Türklerin yaşadıkları her yere ulaşmalarını, bir temsilciyle de olsa varlık göstermelerini isteyen Erdoğan, "Şu gerçeği bir an olsun aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Türkiye ve Azerbaycan Türklerinin bulundukları ülkelerde bir millet iki devlet şiarıyla hareket ettikleri takdirde aşamayacakları engel yoktur. Türkiye ve Azerbaycan ne kadar güçlü olursa yurt dışında yaşayan kardeşlerimiz de o kada güçlü olur. Aynı şekilde Türk dünyası ne kadar güçlü olursa Türk diasporası da kendini güçlü hissedecek, geleceğine çok daha güvenle bakacaktır." ifadelerini kullandı.

"Bunun için farklılıklarımızı ortak paydaların önüne geçirmeden el birliği içinde çalışmalarımızı sürdürmeliyiz." diyen Erdoğan, sivil toplumdan üniversitelere, iş dünyasından kültüre kadar her alanda iş birliğini derinleştirmenin yollarının aranması gerektiğini dile getirdi.
"İnsanlığın barış ve huzuruna kasteden belaların başında terörizm gelir"

İnsanlığın barış ve huzuruna kasteden belaların başında terörizmin geldiğinin altını çizen Erdoğan, "Günümüzde ne kadar gelişmiş olursa olsun dünyanın hiçbir ülkesi terör tehlikesinden azade değildir." dedi.

Türkiye'nin coğrafi konumu hasebiyle terör tehdidine daha fazla maruz kaldığına dikkati çeken Erdoğan şöyle devam etti:

"Türkiye, yaklaşık 40 yıldır aralıksız bölücü terörle mücadele ediyor. DEAŞ'tan FETÖ'süne, PKK'sından El Kaide'sine kadar dünyanın en kalleş terör örgütlerinin hedefi olmuş, terör eylemlerine on binlerce vatandaşını kurban vermiş bir ülkeyiz. Dolayısıyla terörün acısını en iyi bilen milletlerden biriyiz. Yaklaşık 40 yıllık terörle mücadele tarihimizde pek çok hadise yaşadık. Müttefiklerimizin ve dost bildiğimiz ülkelerin türlü ayak oyunlarına şahit olduk ancak terörle mücadele konusunda Suriye krizindeki kadar çifte standarda, tutarsızlığa maruz kalmadık. DEAŞ ile mücadele bahanesiyle soykırımcı ve vahşi bir terör örgütünün 30 bin tır dolusu silah ve mühimmatla donatıldığını gördük.

Daha geçen hafta 400 kamyon mühimmat, araç, gereç bu teröristlere Irak üzerinden geldi. 400 uçak kargo aynı şekilde geldi. Düşünebiliyor musunuz? Bütün bunlar dünyanın gözü önünde... Sözde en prestijli dergilerinin kapaklarını teröristlerin fotoğraflarıyla süslediğine şahit olduk. 'Terörle mücadele ediyoruz' diye ambargodan ekonomik yaptırımlara kadar akla hayale gelmedik tehditle karşı karşıya kaldık fakat ülkemizin bekası için yurt içinde ve dışında attığımız adımlardan hiçbir zaman pişmanlık duymadık."
"Ey Avrupa Birliği bunu görmüyor musun?"

Barış Pınarı Harekatı'nın tek sebebinin Suriye'nin kuzeyini terör örgütleri PYD/YPG ve DEAŞ'tan temizlemek ve gerçek sahiplerine teslim etmek olduğunu vurgulayan Erdoğan, bunu El Bab'da yaptıklarını, 3 bin 500 DEAŞ'lıyı etkisiz hale getirdiklerini anımsattı.

Dünyanın bunu görmediğini belirten Erdoğan, "Gözleri var görmez, kulakları var duymaz. Aynı şekilde Cerablus'u bu teröristlerden temizledik mi, temizledik. Cerablus'ta şu anda Türkler mi var? Yok, gerçek sahipleri var. Bunu bunlar görmüyor mu, görüyor. Ey Avrupa Birliği bunu görmüyor musun? Ey Arap Ligi sen bunu görmüyor musun? Bu Arap Ligi, Suriye'yi Arap Ligi'nden çıkaranlar değil miydi? Suriye'yi Arap Ligi'nden çıkaranlar, bu operasyon sebebiyle yeniden Suriye'yi Arap Ligi'ne alma adımını atıyorlar. Bu ne menem iştir?" diye sordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin NATO'nun üyesi olduğuna işaret ederek, "Türkiye, NATO'nun üyesi mi, üyesi. Avrupa Birliği ülkelerinin hemen hemen tamamına yakını NATO'nun üyesi mi, üyesi. Peki ne zamandan beri terör örgütleri NATO üyesine karşı savunulur hale geldi? Yoksa bu terör örgütlerini siz NATO'ya üye olarak aldınız da benim mi haberim olmadı? Anlamak mümkün değil." yorumunu yaptı.
"Güçlenen bir Türkiye karşısında böyle bir adımı atıyorsunuz"

Bu iki yüzlülüğün, çok yüzlülüğün izah edilemeyeceğini belirten Erdoğan, PKK'nın, AB'nin terör örgütleri listesinde olduğunun, PYD ve YPG'nin PKK ile birlikte hareket ettiğinin altını çizdi.

Erdoğan, "Şu an Suriye'de gerek Özgür Suriye Ordusu arama taramaları yaparken hatta cezaevini, DEAŞ'lıların kaldığı, çıkardılar, orada kimin resimleri var? Terörist başının resimleri var. İşte ispat... İşte buyrun PKK. Bunlar hala 'PKK değil' gibi ifadeler kullanıyorlar. Siz bizi ne zannediyorsunuz? Bütün gerçekleri biz istihbarat örgütlerimizle her şeyiyle tepeden tırnağa gayet iyi biliyoruz ama siz inadına bunu yapıyorsunuz. Niye? Güçlenen bir Türkiye karşısında böyle bir adımı atıyorsunuz. Onun için biz bu attığımız adımdan vazgeçmeyeceğiz, ne derseniz deyin." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Biz Mehmetçik'imizle, Suriye Milli Ordusu'yla oradayız. Şu anda bu yolculuğumuz devam ediyor, edecek. Bakın şu anda bütün kardeşlerimiz Mehmetçiklerimiz ve Özgür Suriye Ordusu, bu mücadeleyi sürdürürken biz de buradayız. Yarın tekrar beraberiz. Bu mücadeleden yılmayacağız. Şu anda milletimiz yekvücut halinde, sadece terör örgütünün sözde siyasi organizması var, onun haricinde...Hep beraberiz. Şu anda Türk milleti yekvücut... Terör örgütlerine ve onların yularını elinde tutan şer odaklarına rağmen terörü kaynağında yok etme irademizi asla sekteye uğratmadık. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ülkemizin terörle mücadelede hiçbir ayrım yapmama kararlığımızın nişaneleridir. Bu iki harekatla Fırat Nehri'nin batısındaki 4 bin kilometrekarelik alan DEAŞ'lı ve PKK/YPG'li teröristlerden temizlenmiştir.

9 Ekim'de başlattığımız Barış Pınarı Harekatı'yla ise bu kez Fırat'ın doğusunu terörden arındırmayı hedefliyoruz, batıyı temizlediğimiz gibi... Harekatımızın iki önemli amacı bulunuyor; Suriye'nin kuzeyindeki PKK/YPG kaynaklı terör tehdidinin ortadan kaldırılmasıdır. Buradan bize tehdit var. Şu ana kadar 700'ü aşkın havan topu bizim ülkemize, ilçelerimize atıldı. 18 şehidimiz var. Bunun yanında 200'e yakın yaralımız var. 9 aylık Muhammed'imiz şehit oldu. Hani sivil öldürmüyorlardı bunlar? Bunlar her zaman sivil öldürdüler. Bunların sivil vatandaşlarımızı öldürmediği zaman mı var? Her zaman yaptıkları iş bu..."

Diğer Haberler
Bu haber için henüz yorum yapılmamış, İlk yorumu siz yapabilirsiniz.
Yorum Yaz